radyo d

ziyaret sayısı: 485 | toplam entry: 2
|

  1. muzo ayrıldıktan sonra hiç dinlemediğim radyo

    (beetle juice, 21.06.2006 00:10:00)

    [puan:0] [#213279]

  2. ağzına sıçılmış radyodur. muzo gibi bir adamı kaybettikten sonra zaten bir çok şeyi kaybetmişler dmektir. allahtan bi hakan gündüz kaldı.

    eski yayıncılarından michael'ın yazısını okuyarak bütün gerçekleri öğrenebilirsiniz, tabi micheal'ın kaleminden olduğu için taraflı olacak, ama yine de bir bilgi verir. buyrunuz efendim:

    cumhuriyet kurulmadan önce ki yıllarda “abd ‘nin mandasına girelim” diye bağıran teslimiyetçi vatan hainleri bugün görevlerini farklı biçimlerde mi yapıyorlar ?. her geçen gün pasifleştirilen , hayallerinden , vizyonlarından uzaklaştırılan ve kültürel anlamda davalüe edilen bir toplumun kalan son çırpınışlarının da yok edilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz. tekelleşmenin kartelleşmeye dönüştüğü bir dönem , medyanın rating uğruna her haltı mubah gördüğü , medya yöneticilerinin patronlarına daha büyük paralar kazandırmak adına her türlü hokkabazlığı utanmadan gerçekleştirdiği bir dönemdeyiz..

    artık düzeyli yayıncılık yok ,
    artık kaliteli yayıncılılık yok,
    artık düşündüren , düşünmeye teşvik eden yayınlar yok ,
    artık sorgulayan yayıncılık yok....

    artık tek bir şey var , liberal türk yayıncılığı. kadrolaşmanın her şeyin ötesinde olduğu, başarıların , kültürel formasyonun , eğitimin önemsiz olduğu , adam kayırmanın , adamcılığın daha önemli olduğu bir yayıncılık stili var....

    artık türkiye’de iki şey var : yukarıdakiler ve aşağıdakiler , birde kimliksiz aşağıya çekilmek istenen aşağıdakiler.vee şüphesiz bunların baş rol oyuncuları medya gurupları.yukarıdan aşağıya doğru “ benim adamım” sistemine göre zincirlenen yönetim anlayışları ile sadece ve sadece kendilerini düşünen medya yöneticileri.çalışanlarının sosyal haklarını önemsemeyen , çalışanlarına “sen yüksek maaş alıyorsun , ya bunu düşürelim ya da daha fazla mesai yap” diyecek kadar önemsemeyen bir medya yönetim anlayışı. canları sıkıldığı zaman çalışanlarının tamamını işten çıkarabilme noktasına varacak kadar bencil , işten topluca çıkartmak istediği insanların haklarını vermemeye varacak boyutlarda despot ve çalışanları istediği şeyi yapmadığı zaman onları süründürecek kadar hukuk dışı ......

    radyo d gerçeği

    1996 yılından 2005 yılının eylül ayına kadar fatih altaylı’nın yönetiminde pazar liderliğine oynayan beyaz’dan okan bayülgen’e kadar, güven kıraç’tan İclal aydın’a geçmişinde bir çok farklı alanda başarılı imzalara atmış şahısları çalıştıran , yetiştiren bir radyo kanalı : radyo d


    fatih altaylı

    1996 – 1998 yılları arasında ve 2000 – 2005 yılları arasında toplam yedi yıl boyunca michael show markası olarak hizmet verdiğimiz radyo d maalesef türk medya tarihinde eşi benzerine az rastlanacak bir biçimde olaylar yaşandı.

    her şey fatih altaylı’nın doğan gurubundan ayrılması ile başladı.ağustos ayında göreve gelen show radyo’da “show tv” markasının da getirdiği avantajları kullanarak yönetici olarak reklam gelirleri bazında başarılara imza atan ama daha sonra radyo 99’da büyük bir fiyasko yaşayan sezgin onat ‘ın radyoların koordinatörlüğe getirilmesi ile başladı.

    geçmişten günümüze türkiye’nin en önemli radyocularının çalıştığı frekans olan radyo d fatih altaylı döneminde sektörde her alanda lider olmuş her şeyden önemlisi çalışanlarına tüm sosyal hakları verilmiş ve tüm çalışanları emperyalist medyaya yem edilmemişti.

    sezgin onat’ın radyolara gelmesinden sonra nasıl bir düzen gerçekleşecekti ? neler olacaktı ? radyo d daha iyiye mi gidecekti yoksa batırılacak mıydı ? kanal d ‘nin müdürü murat saygı ile olan yakınlığı bilinen ve onun referansı ile radyo d koordinatörlüğüne getirilen sezgin onat neler yapacaktı ? İşte radyo d ve michael show markasının yaşadıkları :


    · İlk gün radyo d ‘nin oturmuş ve başarılı bir radyo olduğunu söyleyen onat bu radyoda herhangi bir değişiklik yapılmayacağını sadece ve sadece birkaç ince ayar çekileceğini açıkladı ( 1 ağustos 2005 p.tesi – sezgin onat’ın göreve başladığı ilk gün).

    · 3 ağustos çarşamba günü yapılan toplantıda çalışanlar ile son derece yapay ve sıradan bir tanışma yapıldı.onat ilk sinyalleri ise o gün vermişti : “ne kadar kalabalık bir kadrosunuz öyle ? ! ” türkiye’nin en önemli konsept programlarına imza atan ve deneyimli bir ekibe sahip olan radyo d ‘nin elemanları fazla olmakla suçlandı.

    · sezgin onat’ın radyo d ‘deki ilk icraatı oldukça ilginçti : michael’ın akdenİz rüzgari adlı yunan müziği programının kaldırmak istendi. türkiye radyolarında ilk ödül alan tek hafta sonu programı olan , fatih altaylı’nın türk - yunan dostluğu için özel olarak desteklediği ve hedef kitlede mükemmel sonuçlar alan , bugüne kadar 8 radyo d logolu albüme konu olan bir program kaldırılmak istendi : gerekçe ise çok ilginçti . ben yunan müzİğİ İstemİyorum ! .....türkiye’nin ab sürecine girdiği bir süreç içinde tam bir üçüncü dünya ülkesine yakışacak kadar olumsuz ve eleştirilen insan hakları ihlallerine adeta kök söktüren bir üslup !

    · ufak ufak başlayan huzursuzluklar geleceğin de sinyallerini vermeye daha ilk haftadan başlamıştı . yeni yönetim radyo d ‘deki ince ayar operasyonunu üst yöneticilerden başlayarak gerçekleştirecekti. bunun için ilk olarak 9 ağustos günü yayın yönetmeni yardımcısı seçkin başpınar’ın işine son verildi. sebep ise son derece sıradan bir sebepti - radyo d habercilerinin seslerinin radyo d tanıtımlarında kullanılması ! oysa bu radyo d ‘de sıkışıldığı zaman önceden yapılan bir uygulamaydı ve yeni yönetim bunun aksini belirten bir açıklama yapmamıştı. “eyvaahhh kıyım başlıyor galiba !” diye herkesin endişelendiği bir anda olay tatlıya bağlandı ve yayın yönetmeni yardımcısının kovulmasının kılıfı bulundu : askerlik sebebi ile ayrılma !

    · bu olaydan iki gün sonra radyo d yayın yönetmeni muzaffer güsar ona yapılan psikolojik baskılardan dolayı görevi bırakmak istediğini söyledi , yanıt ise hiçte şaşırtıcı değil di : “tabii ki hemen bırak” . operasyonun profili daha sonra sezgin onat’ın radyo 99 ‘daki kankası sema eryiğit ‘in ağzından da kaçmıştı : “sezgin hanım daha radyo d ‘ye gelmeden gece yayıncısından yayın yönetmeni mi olur” demişti . bir yayın yönetmeninin ve ya bir yöneticinin verimi onun yayın saati ile mi yoksa verİ mİ ile mi değerlendirilecekti ?

    · yayın yönetmeni 15 günde görevinden alınmıştı , sıra onun yanında çalışan birime gelmişti : müzik direktörüne. ! sezgin onat radyo d yayın yönetmenliğine radyo 99 ‘da ki en iyi askeri sema eryiğit’i getirmeyi zaten daha önce de planlamıştı ama önce radyo d deki operasyonun tamamlanması gerekiyordu. sema eryiğit’e eylül sonu gibi gelmesi söylenmişti , ama operasyon 1 ay öncesinden gerçekleşecekti. radyo d yayın yönetmenliğine hemen getirilen sema eryiğit daha kimse ile tanıştırılmadan çalışmaya başladı. eski yayın yönetmeninin bir toplantı yapılarak çalışanlara bu yeni yayın yönetmenini tanıştırılması talebi ise kaba bir dille ret ediliyordu. yanıt ise çok düşündürücüydü : “ tanışmalarına gerek yok , mecburlar istemezlerse çalışmasınlar”


    sıra mİchael’da


    * radyo d müzik direktörü michael kuyucu idi , yayın yönetmeninin görevden düşürülmesi ile bürokratik olarak sıra ona gelmişti. protest tarzı , çalışkanlığı ile dikkatleri çeken michael kuyucu’nun ise nasıl ekarte edileceği merak konusuydu .çünkü michael gerek yayınları , gerek akademik kariyeri gerekse müzik sektörüne olan hizmetleri ve çalışkanlığı ile bırakın x bir müzik direktörünü sezgin onat’ın dahi koltuğunu tehdit edebilecek bir profile sahipti. ( ancak tabii ki murat saygı’nın adamı olmadığı için böyle bir tehdit söz konusu bile değildi ) bu bölümde belki kendi reklamımızı yapmış olduk, ama sevgili müzikseverlere şunu söylemek isterim ki kıyaslandığım insanların cv lerine baktığında bir körün bile michael kuyucu’ya yapılan haksızlığı görebileceğinden emindim....

    michael’ın görevden alınması zor oldu, bayağı da zaman aldı , önce müzik akışının kötü olduğu bahane edildi , daha sonra mesai saatlerimiz....

    her gün 2 saatlik yoğun içerik ve tempoda bir yayına imza atan bir kişi olarak günde 9 saat çalışmam istendi. İlk etapta en ağır fabrika işçilerine dahi uygulanmayan bu komik yaptırıma karşı çıktım ve ilk tartışmamı yaşadım: “burası bir fabrİka mi medya kuruluşu mu “

    dedikodular ise her geçen gün artıyordu , sürekli olarak radyo d ‘de fatih altaylı’nın adamı olmakla suçlanıyor ona yönelik yapılan eleştirilerde hedef tahtası oluyordum. bir başka deyişle fatih altaylı’ya duyulan kin ve nefret bana kusuluyordu. bu süreç içinde eski yönetimden kalan ve almakla yükümlü olduğum bazı primlerim verilmedi , çalıştığım yerin eski yöneticim tarafından bir çiftliğe dönüştürüldüğü gibi akıla hayale alınmayan suçlamalarla karşı karşıya kaldım her zaman çalıştığım yada birlikte olduğum insan her kim olursa olsun yanında olmaktan ve arkasından konuşmayarak savunma konusunda özel bir gayretle hayatımı ve etik anlayışımı sürdürdüğüm için başta fatih altaylı olmak üzere radyo d de çalışan herkesin haklarını savundum ve arkalarından sarf edilen sözlerin önünü kestim..
    bu süreç benim sezgin onat ile aramın daha da açılmasına sebep oldu , çünkü radyo d de beraber mesai harcadığımız bazı arkadaşlarımızın kendilerini kurtarmak adına gerçekleştirdikleri yalakalıkları , sezgin onat’ın odasında kurdukları çadırları bazı oluşumları daha farklı noktalara getiriyordu....

    o günlerden kulağıma gelen dedikodular “fatih altay’lını tüm ekibi kovulacak , orada fatih altaylı’ya ait uçan tek bir kuş bile kalmayacak” diyordu , gidişat ise bunu doğruluyordu. bir gün çağrıldım ve müzik direktörlüğünü sema eryiğit’e teslim etmem söylendi. karşı çıktım , bunun gerekçesini sordum ... belli bir sebep yoktu.... derken bana “daha erken gelmelisin” dendi.”peki” dedim. ve daha da erken gelmeye başladım , 8 – 9 bazen de 10 saat orada kaldım , bu süre içinde yaklaşık günlük 4-5 saatlik işimi tamamlayıp arda kalan zamanımı dördüncü kitabımı yazarak geçirdim belli ki sezgin onat’ın yöneticilik anlayışında verİm yerini memur gibi oturularak yapılan mesai alıyordu. hayatımda ikinci kısa askerliğimi bu süreç içinde gerçekleştirdim desem yalan olmaz. dedikodular çığ gibi artıyordu yeni yönetim birinci ayını doldurmuştu ama çalışanlar ile yönetim arasındaki kopukluk devam ediyordu. çalışanlar adeta onlara bir cunta gibi davranan yönetimden korkuyor ama ses çıkartmıyor “acaba başımıza ne gelecek” diye düşünmeye devam ediyorlardı.yönetim çalışanları tanımak onlardan nasıl verim alacağının hesaplarını yapmak gibi bir gayret içinde değildi. herkes gelip gidiyordu , bu benim bir işletme akademisyeni olarak huylandırmıştı. bu işte ya bir cahillik vardı ya da bir art niyet.çünkü yönetimin çalışanlar ile tek tek ilgilenip onların geçmişe yönelik icraatlarını algılayıp, kuruma olan kümülativ değerinin saptaması ve buradan harekete ederek geleceğe yönelik projeksiyonlar yapması gerekiyordu ,ama bunların hiç biri yapılmıyordu !


    31 ağustos günü yayın yönetmeni sema eryiğit , bir müzik şirketi ve michael kuyucu arasında geçen bir diyalağu bahane ederek büyük bir kavgaya başladı. bu kavga hem yaşça hem kıdem bakımından mıchael’dan daha küçük olan sema eryiğit’in ses tonunu yükseltmesi ile beraber akıl almaz bir boyuta geldi. bu tartışmanın sezgin onat’a taraflı bir biçimde aktarılması ile kurulan mahkeme sonucunda radyo d nin müzik direktörü de görevden alındı.

    müzik direktörünün de İşi tamam

    sıra ne zaman bana gelecek diye beklerken sezgin onat’ın odasına çağrıldım ve yöneticilik görevimin bittiğini öğrendim. gerekçeyi sorduğumda ise bir on beş saniyelik suskunluktan sonra çeşitli “mesai” bahaneleri ve yayın yönetmeninin benle çalışmak istemediğine yönelik açıklamalar duydum. benim verdiğim yanıt ise anlamlıydı : “zaten benİm bu görevden alinmam İçİn bahane araniyordu sonunda bu bahane bulundu !” bu haberin bana deklere edilmesinden on dakika sonra medyatava adlı web sitesinden görevden alındığımı okudum. daha sonraki bir konuşmamızda sema eryiğit bana sezgin onat’ın beni müzik direktörlüğü görevinden alması ile beraber hemen bu web sitesine haber verdiğini de açıkladı.zaten öyleydi çünkü ben daha bu olayı kimseye söylememiştim ki medyatava dan kendi başıma geleni okuyordum . yani her şey organize devam ediyordu.



    sezgin onat

    bu görevden alınacağımı biliyordum , çünkü bu fatih altaylı ile beraber çalışan herkese yönelik yapılan bir kıyımdı. o gece www.michaelshow.net sitesi üzerinden ve mail gurubuma bir basın bülteni hazırlayarak 5 yıllık müzik direktörlüğü görevim sırasında radyo d’de nelere imza attığımı anlatan bir görev değişim açıklaması yaptım. bu açıklamada bir medya ekonomi ve işletme akademisyeni olarak “ideal yöneticinin tanımını” yaparak bu kriterlere görevim boyunca uymaya çalıştığımı anlatmaya çalıştım.

    İşte bu basın bülteni sezgin onat’ı küplere bildirdi , ve bültenimin yayınlanmasının ertesi günü bu basın bülteni kanal d ‘nin en iyi avukatına gönderildi. en iyi avukatı diyorum çünkü doğan medya gurubu adına star ihalesine giren avukattı bu avukat. bu avukat hanımdan benim yazdığım bu yazıdan dolayı tazminatsız kovulmamın yollarının aranması talep edildi.

    yayınlarım durduruldu ve 2 eylül tarihinden itibaren hiçbir yayına çıkartılmadan bir solcu gibi psikolojik bir hapis yaşamaya başladım.bu süre zarfından benimle muhatap olmayan , benle konuşmayan yönetim bana her türlü psikolojik baskıyı yaptı ,prodüksiyona girmem yasaklandı , 5 yıldır kullandığım ve yönettiğim bilgisayar sisteminin şifreleri değiştirildi , stüdyo ve yayınlara kesinlikle girmemin yasak olduğu sema eryiğit tarafından deklare edildi. ok yaydan çıkmıştı , sezgin onat’ın odasından çadır kuranların aksine yanımda çalışanların haklarını savunduğum için , kimseye yalakalık yapmadığım için daha doğrusu hak kavramını dile getirdiğim için solcu muamalesi gördüm . yayınlarımın kesildiği gün bir de sanatçı konuğum vardı , kutsİ yayınıma gelecekti , bana yayını yapmayacağım deklare edildi . kutsi geldiğinden durumu anlattım , neyse ki müzik camiası birkaç götü boklu rocker dışında bu sektöre hizmet veren michael show’a sahip çıkanların sayısı çok fazlaydı... bunlardan biriside erol köse ve sanatçısı kutsi idi. biz kutsi ile oturmuş sohbet ediyorduk , ben yassı ada mahkumu gibi hakları elinden alınmış medya çalışanı olarak ona yayına çıkamayacağımızı söyledim. bu sırada sezgin onat’în kankası sema eryiğit geldi ve kutsi’ye türk medya tarihinden görülmemiş bir olaya imza atacak teklifini yaptı : “ michael yayina çikamayacak. sİz geldİnİz, gelmİşken İstersenİz mİchael’in yayin saatİnde başka bİr programci arkadaşla yayina gİrİn ! “ sanki yayın türkiye’nin en çok dinlenen müzik showlarından biri michael show değil de sektöre yeni girmiş hüsammettin abdülrezaak beyin yayınıydı ! hem ben hem de kutsi şok olduk , ben yassı ada mahkumu gibi olduğumdan cuntam tarafından konuşmam yasaklandığından maalesef bir yorum yapamadım, kutsi ve menajeri şaşkınlığını gizleyemedi , derken nazikçe teklifi ret etti ve radyo d’den ayrıldı. eğer kutsi yayına michael show ‘un saatinde daha önce günlerdir duyurulan program konuk aktivitesinden başka bir yayıncı eşliğinde çıkmış olsaydı belki türk radyoculuk tarihinde çok önemli bir ilke de imza atmış olacaktı. ancak ne güzel ki bu ülkede herkes aynı değil ve herkes promosyon uğruna etik olmayan işlere imza atmıyor !

    bir müzik şirketinin dedikodusu bahane edilerek elimden alınan müzik yönetmenliği görevimden sonra sektörde hırslarından arınmış kötü gün dostu ve her şeyden önemlisi etik anlamdan saygılı olan erol köse prodüksiyon ve kutsi’nin bu davranışı herkesi şaşırtıyordu.

    fatih altaylı’nın ekİbİne yapilan tarİhİ hak gaspi !

    2 eylül cuma günü türk radyo tarihinin en büyük hak gaspının yapıldığı tarih olarak yapraklardaki yerini aldı. tüm radyo d çalışanları tek tek çağırılarak o günden sonra artık sigortalı çalıştırılmayacakları söylendi. önlerine bir istifa mektubu kondu ve istifa etmeleri durumunda tazminatlarının bir bölümünün alabilecekleri söylendi.herkese o an alacağı para söylenmiş ve istifa etmesi istenmişti. bu , ben hariç tüm radyo d elemanlarına yapıldı. ben o sırada yassı ada mahkumu gibi hukuk servisinden çıkacak kararı bekliyordum, daha doğrusu web siteme yazdığım yazından dolayı tazminatsız kovulma kararımı bekliyordum. o günlerde hayatımı demokrasi suçluları gibi sandalyede oturarak ve avukatlarımla sohbet ederek geçiyordum, tüm işlerim ve çalışma özgürlüğüm elimden alınmış yayınlara çıkamıyor –8- saatlik resmi mesaimi dördüncü kitabımı yazarak geçiriyordum.

    İstifa teklifini ekibin bir bölümü kabul etti , ama asıl kemik ekip olan hafta içi her gün yayın yapan dj ler kabul etmedi. bu süreç içinde radyo d ‘nin kantininde garson olarak çalışan serdar “gülmediği gerekçesi” ile kovuldu , yine radyo d nin sekreteri hiçbir gerekçe gösterilmeden radyo d’nin dışında başka bir birime gönderildi ve pasifize edildi. eritme operasyonu ağır ağır işliyordu.asıl büyük bombanın patladığı gün olan 2 eylül cuma fatih altaylı’nın radyo d ‘de oluşturduğu –4- kişilik reklam departmanının işine son verildi.bu işe son vermeler ise gerçektende çok ustaca tekliflerle yapılıyordu , mesela reklam departmanındakilere yapılan teklif şöyleydi : “ya ayda 350 ytl maaş ile çalışın ya da gidin !”

    günler geçiyordu , hafta için yayın yapan programcılardan şebnem - muzo – ceyda ve yassı ada mahkumu michael son kalan direnişçilerdi. bu direnişçilerden şebnem ve ceyda sezgin onat’ın onları çağırarak son kararlarını sorması sırasında yaşanan psikoloji bozucu diyaloglardan sonra istifa mektubunu imzaladılar ve yayınlarına veda bile etmeden radyo d’den ayrıldılar. toplu kıyıma başlanmıştı 8 eylül günü kanal d ‘nin en iyi avukatı ve aynı zamanda star ihalesine giren avukatı tarafından çağrıldım ve istifa etmem istendi. belli ki tazminatsız gönderilmemin yolunun olmadığını onlarda anlamışlardı.ret ettim , eğer benle çalışmak istenmiyorsa bunun hukuki bir biçimde yapılması gerektiğini söyledim ,bütün yasal haklarımın verilmesini ve bana bunun en az 15 gün önceden belirtilmesinin hukuki haklılığını dile getirdim.avukat hiçbir şey diyemiyordu, çünkü haklıydım. kanal d radyosuna sahip çıkmıyordu, o radyo d ki 1998 - 2000 yıllarında kendi kasasından kanal d ‘ye borç para bile vermişti , o radyo ki kanal d ‘nin tüm programlarının spotlarını beş kuruş para almadan yayınlıyordu , o radyo ki kanal d ‘de tek bir kez alt yazı ile adını bile geçiremeden fatih altaylı yönetiminde bir üvey evlat gibi hiçbir destek almadan mucizevi başarılara imza atıyordu....

    ve michael’da zorla İstİfa ettİrİlİyor !

    11 eylül günü doğum günümdü ve tam 11 yıldır bir tek gün bile ara vermeden her doğum günümde gerçekleştirdiğim yayınlarımı o gün sebepsİz bir biçimde gerçekleştiremiyordum.üstelik kovulmamıştım , hala radyo d çalışanıydım ....

    ailemden yer alan bir hastanın bu olaylara üzülmesinden dolayı bende istifa mektubunu imzalama kararı aldım,ama tarih önemli bir tarih olacaktı. 12 eylül !

    12 eylül tarihinden sonra türkiye’de çok şey değişti ! türk soluna vurulan bu son darbe aynı zamanda liberal medya düzeninin de kurucusu oldu , bu tarihten sonra dünyada ilkellik derecesinden olan “sigortasız adam çalıştırma” zihniyeti popüler oldu. bu tarihten sonra kurulan medya düzeni türk toplumunu bir tanrı gibi yönetmeye çalıştı. İnsanlar medyanın güdümüne girdi , medya da kadrolaşmalar sonucunda ayakta kalanın dominant güç ve etkisine.bu tarihten sonra türkiye’de magazin olgusu araç olarak kullanılarak insanların düşünme ve haklarını talep etme dürtüleri yok edildi. İlk kitabımda yazdığım “bir gün tanrı dünyaya bir peygamber yollamaya karar verirse o peygamber ilk önce kendisini medyaya kanıtlamak , kabul ettirmek zorunda kalacak” sözümün ne kadar da doğru olduğunu bu 45 gün zarfında tekrar gördüm.

    aynı gün "yastık sohbeti" adlı programı ile radyo d ^nim en çok dinlenen programcılarından muzo'da istifa mektubunu imzaladı ve böylecek radyo d 'de yayın yapan programların % 75'ine yakın bir bölünü yayından kalkmış oldu.

    ne gariptir ki "ben yunan müzİğİ yayinlamam" diyen yönetim michael'ın üç aydır üzerine çalıştığı radyo d logolu "anna vİssİ live" adlı yunanca albümü michael'ın istifa etmesinden sonra sony bmg ile iş birliği yaparak michael'sız da yayınlama kararı aldı. düşünün bir , siz projeyi tasarlayın ,hazırlayın son aşamaya getirin , siz iş yerinde iken bir ay boyunca size o proje yaptırılmasın daha sonra siz gidince size o projeyi yaptırmayanlar ilk işleri olarak o projeyi hayata geçirsinler. ve kendi projeleriyimiş gibi sahiplensin.michael'ın hazırladığı "anna vissi live" albümü radyo d tarafından bu hafta içinde yayınlanacak.


    emperyalist medya yöneticilerinin her geçen gün tekeller kurarak ve kartelleşerek türk toplumuna verdiği zararın arttığı bir dönemdeyiz, bunun aksini savunan ve hür düşünceyİ her zaman prensip haline getiren mİchael show markası bu güne kadar bin bir zorlukla sadece kamu oyundan aldığı güçle ayakta kalmayı başardı.

    bir markanın duruşunun olması gerektiğine inananlardanım , marka onu yaratanın duruşunu göstermeli , o duruş onurlu ,saygılı ve prestijli olmalıdır ! bugün yönetimler değiştiğinde haksızlıklarla savaşmak yerine yeni yöneticilerine saksofon çekenlerin , anlık kendilerini kurtarmak adına çalışma arkadaşlarını satanların kısaca amerikan bireyselciliğini savunanların da ömürlerinin kısa olduğunu tarih göstermiştir. önemli olan kolektif bir yapı altında her şeyi eşit oranda kendimiz , ailemiz , toplumumuz ve ulusumuz adına yapabilmektir.

    İşte biz , bu marka altında gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetlerimizde , türk medyasının bu kaos içinde yaşadığı zor günlerde bir minik molekül olarak bile olsa ideal atatürk türkiye’si adına verilmesi gereken her savaşı vereceğiz.

    haklı davamızda başımıza gelen kadrolaşma harekatında ne eğitim düzeyimiz , ne faaliyetlerimiz ne de üretim kabiliyet ve verimliliğimiz göz önüne alınmadan markamıza yönelik yapılan kiyim harekatından dolayı kısa bir süre radyo yayınlarımıza ara vermek zorunda kaldık. kasım ayına kadar sürecek bu arada michael show markasının yenilenmesi - daha üretken ve daha kaliteli bir çehreye girerek türk müzik ve medya sektörüne yönelik kaliteli faaliyetlerde bulunabilmek adına bir etüd evresine gireceğiz...

    çalışmalarımızın her aşamasını bu web sitesi üzerinden de müzikseverler duyuracağız.


    türkiye’de medyanın çok seslileşmesi adına verilen savaşın yorgun savaşçısı olmaya devam edecek , bu alana minimalde olsa katkıda bulunmaya çalışacağız.büyük imparatorlukların yıkıldığı bir milyarlık ömre sahip dünyamızda haksız hiçbir imparatorluğun ayakta kalamayacağına inananlardanız....

    (ezgi, 21.06.2006 00:23:00)

    [puan:2] [#213289]

|


0,145