ozumnaz

ziyaret sayısı: 56 | toplam entry: 1
|

  1. iki ismin birleştirilmiş halidir.
    özüm: kardeş gibi tutulup sevilen.
    naz: kendini beğendirmek için takınılan yapmacık cilve. şımarıklık...

    bir kız ismidir...




    özümnaz ile halil

    daha da zorluyordu genç kadını, durmak bilmeyen azgın adam. kadının göğüsleri morarmıştı, sert dokunuşlar ve sert öpücüklerden. adamın altında zevkten değil de acıdan inliyordu artık. bilmem kaç kere tecavüz edilmişti, yatağında kendisine. oysa yalnızca üç ay geçmişti, telli duvaklı gelin olmasının ardından. kendisinden on yaş büyüktü kocası. kendi isteği ile evlenmemişti bu adamla. babasının tefeciye olan borcuna karşılık resmen satılmıştı genç kadın henüz yirmili yaşlarında.

    oysa halil’;i bekler dururdu, her şeyden çok sevmişti halil’;i. halil’;in de kendisini sevdiğinden emindi. evlilik planları yaparlardı kendi aralarında. ev parası, başlık parası derken çok daha fazla çalışması gerekiyordu genç aşığın. yoksa asla özümnaz’;ın babasını ikna edemez, sevdiği kıza da kavuşamazdı. şehre gitmenin yollarını arar olmuştu. giderdi gitmesine ya, özümnazsız nasıl geçerdi günler geceler? nasıl dayanırdı kokusundan uzaklarda olmaya?

    helalim sensin, ne olursa olsun seni bekleyeceğim demişti halil’;e. senin namusunum, ben seninim demişti tam da son günlerinde. sabah gün ağarmaya yüz tutarken, yola çıkmış olacaktı ve son gününü de bir daha belki de hiç koklayamayacağı özümnazına ayırmıştı halil. evet özümnaz helaliydi. tek sevdiğiydi. akşama yaklaşırken şehir, özümnaz, beni de götür yanında sevgilim, ben de çalışırım yeter ki yanında olayım diye gözyaşlarına boğulmuştu. halil de sarılmıştı sevdiğine, ağlamıyordu belki ama yüreği parçalanıyordu. hele de helalini gözü yaşlı görünce. erkeklik vardır serde ağlayamam dizelerini tekrarladı yüreğine. susmalıydı, ağlayamazdı. döneceğim ve bir ömür boyu kendimden bıktıracağım seni demişti ve ardından gülmüşlerdi. bıktırmak ne kelime, kulu kölesi olmaya hazırdı özümnaz. o zaman senden son gecemizde bir şey istiyorum halil’;im demiş, bu sözleri söyledikten sonra da çok utanmıştı. aklından geçen şeytanın işiydi, nasıl düşünmüştü bir an olsun bunu? kızıyordu kendisine, kızıyordu ya istiyordu da. beni al öyle git deyiverdi bir çırpıda. alelade bir şey söyleyivermiş gibi. halil önce ne demek istediğini anlamadıysa da, sonradan anlamış ve konuyu değiştirmek ister gibi, vakit geç oluyor, üvey anan bekler seni, haydi git de kızmasınlar diyebilmişti. kız çok utanmıştı, yerin dibine girmiş, yüzü kıpkırmızı olmuştu. halil de istiyordu aslında. onun olarak gitmeyi, ona karımsın artık deyip ona kavuşuncaya kadar allah’;a emanet etmeyi.

    son kez sarılmışlardı, kızı alnından öptü ve tam ayrılacakları sırada bu gece yarısını geçtikten sonra yine buraya gel deyip kızı uğurladı.

    koşar adım eve giren özümnaz odasına koştu ve kimse girmesin diye de kilitledi odanın kapısını. kalbi deli gibi çarpıyordu. heyecandan ölebilirdi. gece kendini iyice belli ettiğinde sevgilisinin kollarında olacaktı yeniden. daha farklı çırpınışlarla, duygularla yoğuracaktı benliğini. kendi istemişti böyle olmasını. pişman mıydı söylediğine kestiremiyordu. deli dolu ufacık bir genç kızdı ve ne yaşanacaksa yaşanacaktı. nasıl olsa halil’;den başkası elini sürmeyecekti. nasıl olsa bir tek halil’;in olacaktı. bu düşüncelerle dalıp gitmişti, ta ki üvey anası kapısını tıklatana kadar.

    önüne konan tabağı bir çırpıda bitirdi halil ve hava almaya çıkıyorum diyerek gözden kayboldu. sevdiğinden ayrıldığı saatten itibaren düşünüyordu, doğru muydu olacaklar diye. hem çok özledi bu birkaç saat içinde, hem de çok arzuladı.

    küçük bir köydü orası. herkes birbirini tanır ve güvenirdi. bir yakalanırsak, özümnaz’;ın hayatı kararır, bir duyulsa ikimizi de sağ koymaz ailesi diye düşüne düşüne buluşacakları yere vardı.

    sık ağaçların bulunduğu kuytu bir yerdi. kimseye yakalanmasınlar diye hep bu yeri mesken edinmişlerdi. ağaçların arasında küçük şirin bir taş sığınak keşfetmişlerdi bir gün. ve o günden sonra da hep evleri gibi olmuştu, etraflarındaki ağaçlar ve taş sığınak…; her ikisi de evlerinde, kaybolduğu an fark edilmeyecek kilim ve benzeri şeyleri alıp gizli mabet yerlerine götürmüşlerdi. halil güzel çiçeklerle donatmıştı koca taş sığınağı. şimdi durduğu yerde, burasını ne kadar özleyeceğini düşünüyordu halil. zaman geçmek bilmiyordu. zamanın içinde hapsolmuş gibi hissetti. boğazına bir şeyler batıyordu sanki. tedirginlik, yarı yolda bırakmış olacağı, korku, heyecan, arzu tüm duyguları karışmıştı birbirine.

    taş sığınağa yaklaştığında, sığınağın hemen bitişiğindeki ağaca halil’;in bir şeyler yaptığını gördü genç kız. yaklaştı sessizce ve arkasında durup öylece izledi sevdiği adamı. elinde bir çakı, ağaca isimlerinin baş harflerini kazımış çevresine de kalp resmi çiziyordu. kalp tamamlandığında arkasından iki elin belini sardığını hissetti halil. İşte gelmişti o an. birkaç saat sonra yeniden birliktelerdi işte. gecenin sessizliği, hafif esen rüzgar, ağaçların yapraklarının dans etmesi, karşılarındaki derenin sesi hepsi büyüleyici geliyordu onlara.

    çok güzelsin dedi baygın bir bakışla genç adam. gerçekten çok güzeldi bu gece özümnaz. ölen annesinin sandığından aldığı beyaz entariyi giymiş, başına da papatyalardan yapılan o sevimli tacını takmıştı. kolları bileğine kadar danteldi. tüm vücut hatlarını çıkaran ve yaşını çok olgun gösteren bir kıyafetti bu. halil büyülenmişti.

    uzun süre dokunamadılar birbirlerine, okşayamadı o ipek saçları halil. yapacaklarının yükü şimdiden ağır geliyordu omuzlarına halil’;in. daha sonra öpüştüler uzun uzun. birbirlerine dokunmadan. dudaklarının değmesi bile ürpertiyordu genç kızı. öylesine saftı ki sevgisi. hayat halil’;den ibaretti ama yine de kendine kızmadan edemiyordu da. kendini küçültmüştü sevdiği adamın karşısında, onun olmayı istediğini söylemesiyle.

    dudakları öylesine sıcak, öylesine davetkardı ki genç kızın, halil bir türlü bırakmak istemiyordu. durmadan öpmek, orada olamayacağı günlerin hasretini yok etmeye çalışıyordu sanki. derenin yanına gitmek istedi özümnaz. derenin sesi ninni gibi gelirdi hep. olmayan annesinin özlemini kapatırdı sanki özümnaz için. oturdular derenin kenarına. halil başını, özümnaz’;ın dereye doğru uzattığı bacaklarına koydu. sırt üstü uzanmış halde hem sevdiğini hem de gökyüzündeki binlerce yıldızın görüntüsünü izliyordu. özümnaz çekimser bir halde dolaştırıyordu erkeğinin saçları arasında parmaklarını. öyle ürkek, öyle savunmasız…;

    halil saçlarındaki elini tuttu ve hafifçe doğruldu yattığı yerden. yüzü kızın yüzüne yaklaşmıştı bir hamleyle. göğüsleri değiyordu birbirlerine. kız irkildi, korktu. göğsü dikleşmiş, karnına ağrılar girmeye başlamıştı. o an, bu an mıydı diye düşünmeye başladı. halil dudaklarını yaklaştırdı kızın dudaklarına. öpmeye başladı yavaşça. kız gözleri kapalı, küçük bir kuş gibi çırpınıyordu sanki halil’;in kollarında. hem istiyor hem korkuyordu olacaklardan. adının lekeleneceğinden, isminin kötü anılacağından…; bilmezlerdi ki sevgilisini bu derece sevdiğini. hiç düşünmeden yosmaya çıkarırlardı adını.

    halil göğsünü daha da itti ileriye doğru. kızın göğüslerine yapıştırdı göğüslerini. daha da korkmaya başlamıştı genç kız. ama yapma da diyemiyordu çünkü kendi bu fikri çıkarmıştı ortaya. halil bir eliyle kızın saçlarını okşarken diğer eliyle de kızın göğüslerini okşamaya başlamıştı. özümnaz kendinden geçmişti, gözlerini açmaya bile korkuyordu. hatta bırak gözlerini açmayı, sımsıkı kapatmıştı gözlerini. utanıyordu. çekiniyordu. göğüslerinde gezinen el öyle zevk veriyordu ki, kalbi yerinden çıkacak gibiydi adeta. biraz zaman sonra ufak ufak inlemeye başlamıştı ve kendi sesinden kendi utanmıştı. demek ki aşk böyle bir şeydi. kendini bir erkeğe adamak bu derece kutsaldı demek ki. o korku ve zevk halinde bunlardı aklına düşen. halil’;de bunları ilk defa yaşıyordu. onun da kalbi çarpıyordu. dokunurken çekiniyordu. İncitmekten, kızın canını acıtmaktan korkuyordu. ama kendine hakim de olamıyordu artık. o da zevke gelmişti ve duramazdı. kızı sardı bir an için. kızın sırtında elini gezdiriyor ve yavaşça entarisinin fermuarını açıyordu. kız irkildi, gözlerini açtığında halil’;le göz göze geldiler. kızın gözlerindeki korkuyu ve endişeyi görebiliyordu halil. seni seviyorum kadınım, tek helalim sensin dedi fısıltı halinde. kız ses çıkaramıyordu. bir şeyler düğümleniyordu boğazında. kramplar vardı midesinde. sırtındaki el soğuk suyu boşaltıyordu sanki vücuduna, o derece ürpermişti, üşümüştü. titriyordu kız. halil de öyleydi ama, kız gibi hissetmese de o ürpertiyi, o da utanıyordu bunu yaptığı için. o da titriyordu. o da üşüyordu. kızın fermuarını yarım açabildi. sırtı açılmıştı kızın ve halil’;in sıcacık eli değiyordu çıplak tenine. yavaşça beline kadar sıyırdı aşağı doğru entarisini kızın. tek bir südyenle kalakalmıştı genç kız erkeğin karşısında. yeniden kapadı gözlerini, görmek istemiyordu bu halini. hissetmesi bile tuhaf etkiler yaratmıştı. halil boynundan öpmeye başlamıştı kızın. kız başını istemsiz, yukarı doğru kaldırmıştı. artık hareketlerine yön veremiyordu, zevk halindeyken filmlerde seyrettiği kadınların, kendinden geçmiş halde yaptıklarını yapıyordu o da. hissettiği duygular çok ağırdı, farklıydı onun gibi kapalı kültürde yetişen bir genç kız için. İnliyordu bu da zevk aldığının işaretiydi zaten halil için. bir hamle de südyenini de çıkarmıştı özümnaz’;ın. dudaklarını daha da aşağılara kaydırmaya başlamıştı halil. küçük küçük buselerle kendinden geçiriyordu genç kızı. kızın degajesine öpücük kondurduğunda, bir eli de çoktan göbeğinden aşağı gitmişti. kız kasılmaya başladı. erkeğin elini tutmaya çalıştı ve kaçmak için bir hamle yaptı. dilinden de ne olur, utanıyorum, yapma sözleri döküldü. İnlerken söylemişti bu sözleri. dudakları titriyordu söylerken. halil de bir an duraksadı, kızı incittiğini düşündü. karşısında savunmasız küçük bir kuş gibiydi kız. öylesine zevk halinde uzanıyordu yerde. dudaklarındaki titremeyi gördü ve öpmek istedi dudaklarından. ellerini çekti kızdan, ürküttüğü için de kızdı kendine. seyretti bir süre kızı. özümnaz’;ın gözleri sımsıkı kapalı ve yana çevriliydi başı. küçücük göğüsleri dikleşmişti. ovaldi, vücudu olduğu kadar göğüsleri de biçimli ve çok güzeldi.

    kız hiçbir hareket olmayınca gözlerini açtı ve halil’;in onu seyretmekte olduğunu gördü. hiçbir şey demeden bir süre bakıştılar. anlamsızdı bakışlar gerçi o zevk halinden çıkınca. bir kadın ansiklopedisinde okumuştu genç kız, zevk halinden çıkan herkes tuhaflaşır, aptallaşır ve yorgun olurdu. uyumak isterdi bir an önce. ama ilişkinin ortasında bırakmak daha da tuhaflaştırırdı, hele de kadınları. bir şok etkisiydi yaşadıkları ve o andan kurtulmak için de bu işin bir an önce bitmesi gerekiyordu.

    halil dudaklarına eğildi özümnaz’;ın. öptü. kayıtsızdı genç kız, gerçekten bir soktaydı sanki. sadece yapılacakları bekliyor gibi bir hali vardı. halil elini kızın göğüslerine götürdü. yumuşacık, sıcak göğüsleri yanıyordu. bu sefer daha yavaş olmalıydı. dokunmaya korkar gibi, yalnızca değiyordu göğüslerine. yavaşça okşuyordu. bu sefer gözlerini kapatmamıştı özümnaz da. erkeğinin ürkek dokunuşlarını izliyordu. halil’;in yüzüne bakabiliyordu. bir anda utanması yok olmuştu. kocasıymış gibi hissetmeye başlamıştı, sevgilisini. halil’;in dudakları yavaşça göğüslerine dokundu kızın. göğüs uçlarına buseler konduruyordu. kızın eli de erkeğin saçları arasında dolaşıyordu. göğüslerinde öpücük darbelerini hissedince hafiften canı yanıyordu kızın. halil dişleri arasında dilini hareket ettiriyor, kızın kendinden geçmesini sağlıyordu. canı yanan özümnaz da bir eli ile toprağı tutmaya çalışıyor bir eliyle de halil’;in saçlarını çekiyordu. tatlı bir mazoşist olarak düşündü kendisini özümnaz. köyde yaşıyor olmasına rağmen birçok kelimenin ne demek olduğunu biliyordu, okuduğu ansiklopedilerden. İnliyordu halil’;in dokunuşları ve öpücükleriyle. halil, göğüsleri öpmeye devam ederken eliyle de yine kasıklarına kaymıştı kızın. tüm vücudu ateş gibiydi özümnaz’;ın, yanıyordu. okşayarak o derin noktaya gelebilmişti nihayet. kız daha çok inliyor, daha bir şiddetle çekiyordu saçlarını halil’;in. kasılıyordu sık sık. bir tek bunu bilmiyordu genç kız. okuduğu kitaplarda yazmıyordu kadının kasılması. neden acaba diye düşünmeye başladı. akmakta olan sıvı da yazmıyordu ya. korkmuştu bir an için. acaba ay hali mi olmuştu? oysa daha bir haftası vardı, en son dün takvimine bakmıştı. anlam vermemişti ve korkudan ay hali olduğunu düşününce daha da beter utandı. erkeğin eli değdikçe, ıslaklık sıcaklaşıyor, daha da fazlalaşıyordu. durmadan sesler çıkarıyor, anlamsız iniltiler yayıyordu etrafa. derenin sesiyle karışıyordu kendi sesleri. yıldızlar, ay ve allah şahitti, halil tek erkeğiydi ve onundu artık. halil dudaklarını göbeğine doğru kaydırdı. bir eli göğüslerini okşarken diğer eli de ıslaklığın olduğu yeri çıplak bırakmaya çalışıyordu. yavaşça sıyırıyordu tek kalan çamaşırını kızın. islaklığı eline bulaştırıyor ve daha çok zevk alıyordu. göbek deliğini hafifçe öptü kızın. diliyle okşadı göbeğini. kızın soluk alıp verişleri de sıklaştı. nefesi yetmiyordu artık yaşadıklarına. hıçkırırmış gibi çıkmaya başlamıştı inilti sesleri. göbeğinden aşağı doğru öperek inerken, birden durdu halil.

    sanki bir şey kendine getirmişti onu. puslu bir rüyadan uyanmış gibiydi. ter içindeydi. kıza bakıyordu tuhaf bir şekilde. özümnaz’;da çok uzun süre sessiz kalan halil için endişe etmiş birkaç kez omzuna dokunmuş ve tuhaf bakan halil’;i kendine getiremeyince kendine haline bırakmayı tercih etmişti. derenin sesi, yıldızların ihtişamı ve bir de sevdiği erkeğin yanında olmasının verdiği huzur yetiyordu ona. daha fazlasında yoktu gözü. halil kızın bacaklarında olan başını hızla kaldırdı. ok gibi fırladı ve doğruldu. şaşırmıştı. göz açıp kapayıncaya kadar olan bu kadarcık zaman diliminde tam bir senaryo yaratmıştı kafasında. bir rüya gibiydi. omuzlarındaki ağırlığın, yapacakları suçun karabasan gibi çökmesiydi üzerine, kendi düşüncesinde. kalktı hızla ayağa ve yok naz’;ım, yapamam, yapamayız, sana bunu yapamayız diyebildi. hala beynindekilerin etkisi altındaydı. özümnaz’;da şaşırmıştı. durup dururken erkeğin bu dellenmesine.

    halil yaklaştı kıza ve naz’;ım diyerek saçlarını okşadı. döndüğümde anlı şanlı bir düğün ile alacağım seni, evimin en güzel varlığı olacaksınız çocuklarımla. bu şekilde olmaz anla beni diyor kızın anlamasını istiyordu. ve kalkıp derenin çevresinde yürümeye başladı.

    kız anlam veremedi bu şekilde gösterilen tepkiye. bir anda saçmalayan sevgilisini tanıyamaz oldu. evet yaptığı zaten doğruydu, kendi de kendine kızıyordu ama yine de şu son dakikalarda halil’;in davranışlarını çok garip bulmuştu.

    bir an halil’;e baktı. arkası dönüktü halil’;in, dereyi izliyordu kesin ya da demin ne idiyse onda etki yapan hala onu düşünüyordu. bir daha hiç görüşemeyeceklermiş gibi bir his doldu içine. sanki bir ömür boyu ayrı uyuyacaklardı, ayrı yataklarda. oralarda birine kapılabilir miydi bu adam? unutabilir miydi naz’;ım dediği özümnaz’;ını? yüreği daralıyordu. bu son geceymiş gibi geldi ve korktu. ayrılmayı istemiyordu, halil’;in yanından bir an olsun. ve o anda elini entarisinin eteğine doğru götürdü, oturduğu yerde. eteğini kaldırdı elini bacaklarından yukarı doğru çıkardı ve çamaşırını hafifçe yana itti. kızlık zarına ulaştığı anda sadece ah diye bir inilti döküldü dudaklarından. halil arkasını döndüğünde şaşırmıştı gördüğü sahne karşısında. kızın elindeki görünce endişelendi. hiç beklemediği bir şeydi bu özümnaz’;dan. kız, parmaklarındaki kanı göstererek doğruldu oturduğu yerden, ayağa kalktı. gözlerinde yaş birikmişti. zar zor yutkunarak konuşabildi. ben seninim halil’;im, bir gün döndüğünde bil ki tertemiz olarak sana varacağım. bu kan beni sana bağlayan namus kanım. senden başka kimse değmeyecek tenime. kimse sahip olamayacak senin olana. başkasıyla evlenmeme de ancak bu kan mani olacak. şimdi gözün arkada kalmadan git. bil ki seni bekleyeceğim hep bu ağacın altında derken ikisinin isimlerinin baş harflerinin kazılı olduğu ağacı gösteriyordu kanlı parmaklarıyla. bunları söyledikten sonra sarıldılar birbirlerine ve öpüştüler. sonra hızlıca koşar adım uzaklaştı özümnaz oradan.

    * * * * * * * *

    halil gidince yalnız kalmıştı hepten genç kız. halil gideli on beş gün bile olmamıştı ama ölesiye özlemişti sevgilisini. her an onu düşünüyordu. hep ne yaptığını soruyordu kendi kendine. bu ayrı günlere nasıl dayanacaktı ki bu güçsüz haliyle.

    tam da bu üzüntülü günlerinde patlak vermişti bu olay. birden bire babasının borcu ve bu borcun kapatılması yankılanmaya başlanmıştı evlerinde. önceleri sessizce dinlemişti babası ile üvey anasını. çıkar yolları yoktu. bu borcun kapanması ancak özümnaz’;ın satılmasıyla kapanabilecekti. üvey anası önceleri, sessiz kız, bak evin işinde de yardımcı oluyor, yapma bey dediyse de sonraki günlerde çıkış yolu da bulamayınca haklı olduğuna kanaat getirmişti kocasının.

    bir akşam, yemekte bu konuyu özellikle açmış ve kıza olayı anlatmıştı babası. özümnaz beyninden vurulmuşa dönmüş ve itiraz etmek için masadan kalkmak üzereyken babasının tokadıyla yere düşüvermişti. ve o günden itibaren de başladı düğün hazırlıkları. kaçmasın diye eve kapatılmıştı genç kız. bir delilik yapmasın diye de üvey anası kontrol ediyordu saat başı.

    evlendiği gece zorla sahip oldu kocası. İçmişti, kendince eğlenmişti içerek. ve o sarhoş kuvvetiyle de her yerini morartmıştı genç kızın. kız direnemedi o kuvvet karşısında ve çırpınarak can verdi sanki. koca müsveddesi yoruluncaya kadar sevişti özümnaz ile. dur durak bilmedi. kız ağlıyordu. İlk deneyimiydi bir de. İyice korkmuştu. ağlıyordu hep. ağladığını gören haydar, zevk alması için zorluyordu durmadan. seni zevk içinde yaşatacağım, bu evin baş tacı olacaksın, kadınım olacaksın deyip duruyor, kızın midesini bulandırıyordu.

    sabah yüzüne bir tokat indiğinde sıçramıştı yerinden özümnaz. ne olduğunu bile anlamadan dövmeye başlamıştı haydar kızı. kötü sözler söyleyip aşağılıyordu özümnaz’;ı döverken. sabah erken kalkmış ve yatakta kan lekesi görmeyince köpürmüştü. aldığı kızı kız oğlan kız zanneden haydar hayal kırıklığına uğramıştı. kızı döverek çıkardı evden dışarı. selim efendi derken burnundan soluyordu adeta. yanında zavallı kız, yüzü gözü kan içinde, her yeri morarmış halde düştü düşecek gibiydi. utancı da cabasıydı o anki duygularının yanı sıra. selim efendi dışarıda harap bir halde, ayakta duramayacak halde olan kızını ve haydar’;ı görünce şaşırarak indi aşağı. kızı tuttuğu gibi babasının ayaklarının dibine fırlattı. selim efendi yüzü yere gelen kızını tuttu ve kendine çekti. anlam veremiyordu tüm bunlara. haydar ne istemişti şu kadarcık kızdan? kıza tam sarılacakken haydar biraz uzaklıktan bağırıyordu selim efendi’;ye. bu mu borcunu ödeme şeklin deyyus? bu mu? senin bana verdiğin kızın, kız bile değil. sen bilerek nasıl bana yamarsın bu süprüntüyü dediği anda selim efendi’;nin başından aşağı sular döküldü. tam hareket edip haydar’;ın üzerine yürüyecekken bu sözler durdurdu onu. ne olursa olsun, şerefiyle yaşamıştı o. namusu her şeydi onun için. kendini kızını satan bir adi olarak değil de namus abidesi bir baba olarak görüyordu nedense. kızını yere itti ve uzaklaştı ondan. haydar geceki çarşafı da gösterdi olduğu yerden ve fırlattı çarşafı selim efendi’;nin yüzüne doğru. öylece, sinirle çıkıp gitti haydar. baba evine bu kadar kısa sürede hem de bu rezillik içinde döneceğini düşünemezdi hiç özümnaz. yerde öylece yatıyordu. hiçbir gücü kalmamıştı artık. yerden kalkamıyordu. üvey anası bir tas su ile bez getirdi kızın yüzünü gözünü temizledi. sessizliğe gömülmüştü selim efendi. kızgındı. elinden bir kaza bile çıkabilirdi o anda. kızı eve aldı üvey anası ve yatırdı bir koltuğa. selim efendi’;yi de evden gönderdi, şimdi çok bitkin akşam konuşursun diyerek.

    akşam yemeğe zar zor gelebildi genç kız. her yeri ağrıyordu. korkuyordu da. bundan sonra başına neler geleceğini merak ederek korkuyordu. yemeğe bir kaşık bile sürmeyen babası daha fazla dayanamayarak, doğru muydu kocanın dedikleri diye sormuştu. kız da yemek yiyemiyordu. ses çıkarmadan başıyla onayladı sadece. babası ileri doğru atılıp dövecekken, halil içindi diyebildi özümnaz fısıltı ile. o herif mi yaptı bunu? o aşağılık erkek bozuntusu mu bozdu seni diye sordu kıza. hayır, kimsenin suçu değil bu baba, ben temizim, kimse namusuna dokunmadı merak etme derken gözlerinden ateşler çıkıyordu. bu ne bok yemek o zaman? kızlığını kim bozdu son kez soruyorum deyince ses çıkarmadı kız. cevap vermeye de niyetli değildi. kendim yaptım diyemezdi ki asla. halil’;i beklemek için yaptım diyemezdi ki. sessizce razı oldu olacaklara.

    sabaha kadar bir oraya bir buraya dolanıp durdu selim efendi. odasında sessizce bekleyen özümnaz için de huzurlu değildi saatler. ne olacağını bilmiyordu. kara bir kuyuya düşmüştü ve çıkmak için de çaba harcayamıyordu. sabah horozların uyandırmasını bile beklemeden kızı alıp yola düşmüştü selim efendi. kızın yürüyecek hali yoktu. zorlanıyordu adım atmakta. önce ölüme gittiğini düşündü. babası namusunu temizlemek için onu öldürecekti. sonra da kaçıracağını düşündü bir an. babasının iyiliği tutmuştu ve kızın hırpalanmasına gönlü razı olmadığı için git ve halil’;i bul diyecekti.

    selim efendi kapıyı çalarken, nefes nefese kaldığını hissetti ve derin derin üç kere nefes aldı. derken kapı açıldı ve alımlı bir kadın yarı giyinmiş vaziyette açtı kapıyı. koca gövdesiyle haydar görününce kadın apar topar içeri kaçtı. selim efendi, kızı itti kocasına doğru ve kız senindir ister sat ister döv istersen sokağa at ama bana getirme. benim özümnaz diye bir kızım yok diyerek başka laf etmeden uzaklaştı hızla oradan. kızı kapıda öylece bırakarak içeri gitti haydar. evdeki kadına gitmesini söyledi. kadın giyindi ve kapıdan çıkarken hala kapıda durmakta olan özümnaz’;a baktı. bir an göz göze geldiler. kadın güzelceydi. genç değildi ama o yaşına rağmen oldukça albeniliydi. ağzındaki sakızı tükürürken gülüyordu. adama kendine iyi bak şekerim diyerek adım adım uzaklaştı kapıdan.

    * * * * * * * * *

    yaşamadığı eziyet kalmadı özümnaz’;ın bu olaylardan sonra. babasının da getirip bırakmasıyla haydar daha bir güçlü hale gelmişti. durmadan tecavüz ediyor, durmadan dövüyordu genç kadını. yatağa bağlayıp, kemeriyle vuruyordu tüm soğukkanlılığıyla. sırtı kıpkırmızı oluyordu kızın. hele bir de sırtüstü yatağa bağlayıp vurmaya başladığı zaman, işte o zaman dayanılmaz oluyordu acısı. bir zamanlar halil’;in dokunmaya kıyamadığı özümnaz şimdi ne haldeydi. görse tanıyamazdı belki de. özellikle göğüslerine vuruyordu, hıncını almak ister gibi tüm gücüyle kaldırıp indiriyordu kemerini. acıdan bayılınca soğuk suyla ayıltıp yeniden başlıyordu eziyete. uyuma kaltak, uyuma, başkalarının altında yatarkenki aldığın hazzın cezası bunlar ve bayılmadan yaşayacaksın bu acıları deyip vurmaya devam ediyordu kıza. yaşıyordu, yaşıyordu ya, buna yaşamak denirse eğer. yediği dayaklardan ayakta durabildiği kadar da evin işlerini yapmaya çalışıyordu. yemekler hazırlıyor, camları siliyor, odayı süpürüyordu. gündüz haydar işte olduğu için rahat edebiliyordu biraz olsun özümnaz. dışarı çıkması yasaktı. çok lüzumu olmadıkça haydar’;ı araması da yasaklanmıştı. bazı geceleri dışarıda geçiriyordu haydar ve gelince de kadın gibi kadınla birlikteydim diyordu. bazı geceler de, birkaç arkadaşını toplar eve getirirdi. hizmet etmek de özümnaz’;a düşerdi evin kadını olarak. en ufak kusurda çekip yatak odasına bir iki defa kuvvetlice vururdu kaba etlerine. her davranışı kabaydı, iyi niyetle yaklaştığı zamanlarda da aynı kabalık vardı üzerinde adamın.

    * * * * * * * * * *

    güzel bir erkek çocuğu doğurduğu gün el üstünde tutuldu özümnaz. eziyetler, hakaretler, dövmeler hepsi ama hepsi bitmişti. çünkü artık haydar’;ın oğlunun anasıydı. en çok erkek çocuklarına meraklıydı haydar’;da tüm anadolu erkekleri gibi. kız çocuğu olsaydı aynı azaplar devam ederdi belki de. bunu bir şans olarak mı yoksa daha kötü bir bağlılık olarak mı görmeliydi bilemedi özümnaz. tek mutluluğu oğlunu kucağına aldığı zamandı. hiçbir şeyin bu şekilde sonlanacağını bilemezdi. kim derdi ki, tek sevdiği erkek olan halil dışında birinden çocuğu olsun? kim derdi ki, ailesi tarafından dışlanan özümnaz el üstünde tutulsun bir erkek bebeği oldu diye? hayat tesadüflerden ibaretti. artık anlamıştı. hiçbir şey planlandığı gibi gitmiyordu. kaderin herkes adına hayırlı çizgileri vardı alınlarda. o yaşanıyordu. hayırlı olmasa bile ses çıkaracak isyan edecek konumda değildi insanoğlu. bir zamanlar halil için yanıp tutuşan küçücük yüreği tamamen haydar’;a bağlanmıştı. hem artık eziyetler de yoktu. her şeyi unutabilir miydi bilemezdi. ama şimdiki huzuru yeterliydi onun için. oğluna halil isminin de konmasında büyük etkisi olmuştu. haydar karısının tek bir lafını ikiletmeden yapar olmuştu. her şeyin bir sonu vardı. özümnaz’;da sona gelmişti. İşkence gördüğü o günlerin sonu gelmişti artık. halil’;i de tamamen unutmak zorundaydı yüreği. çünkü küçük halil’;i vardı artık. ve sonunda biraz olsun sözünün geçtiği evi. babası da, üvey anası da yanındaydı. onları hele hiç affetmemişti bir gün olsun. o yaşadığı her şeyin sorumlusu babasıydı gözünde. kolay kolay da elini öpmeyecekti, kendi adına verdiği bir sözdü bu. çocuğunu da her şeyden uzak büyütmeye karar verdiği anda, şehre gitme planını açtı haydar’;a. oğlunun yobazlık ve cehalet içinde büyütmeyecekti. ne olursa olsun bu kararını kabul ettirecekti kocasına. ve yaşadığı hayata her şeye rağmen oğlu için devam edecekti. yeniden sevecekti dünya’;yı. oğlu için yapmadığı şey olmayacaktı son nefesini verirken…;

    ³

    ³

    (ninotchka, 31.08.2008 20:42:00 ~ 31.08.2008 20:47:00)

    [puan:2] [#687530]

|


0,137