romandan bir bölüm: ben, biz insanların çok zeki, örneğin uzayın ve atomların yapısını inceleyebilecek kadar zeki olduğumuz halde, kendi hakkımızda pek bir şey bilmememizi tuhaf buluyordum. babamın cevabı bana o kadar akıllıca geldi ki, onu burada kelimesi kelimesine aktarabileceğimi sanıyorum: "eğer beynimiz, onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı", dedi ve tam burada durdu biraz, "o zaman öyle aptal olurduk ki, yine anlayamazdık onu."
bunu uzun düşündüm. sonunda, sorumun yanıtı olabilecek hemen her şeyi içerdiği sonucuna vardım.
babam devam etti sözlerine: "örneğin, bizimkinden çok daha basit yapıda beyinler var. bir solucanın beyninin nasıl işlediğini anlayabiliyoruz mesela, en azından büyük ölçüde. solucanın kendisi anlayamaz bunu, çünkü beyni fazla basittir bu iş için." "belki bizi anlayan bir tanrı vardır", dedim. hafifçe irkilde babam. sanırım böyle akıllıca bir soru sorabilmemden etkilenmişti. "olabilir", dedi. "ama o zaman herhalde o da kendi kendini anlayamayacak kadar karmaşık bir şey olmalı."