rabıtayı ve nakşibendiliği derinlemesine kavramak bakımından tasavvufu az çok tanımak gerekir. çünkü tasavvufa evrim süreci içinde hemen her ruhaniye göre epeyce kişisel ve yöresel özellikler taşıyan mistik kurumlar peydahlanmıştır. İşte nakşibendi tarikatı bunlardan biridir. elbetteki bu kurumlardan her birinin diğerlerinden farkı, onu güncelleştirmek için zamanla düzenlenmiş olan çeşitli disiplinlerdir. ve işte rabıta bu disiplinlerdendir.
görüldüğü üzere bu üç şey arasında çok sıkı bir ilişki vardır. bu ilişki ise biri düşey, diğeri de dikey olmak üzere iki farklı açıklama ile ancak anlaşılabilir.
birincisi: tasavvuf, tarikat adı altında sayılmayacak kadar çok türemiş ve türeyebilecek olan çeşitli mistik kurumların bir ilham kaynağıdır. bu nedenle tasavvufun hiç bir sınırı yoktur. nakşibendilik de bu kaynaktan türemiş bir tarikattır. rabıta ise bu tarikatın sürekliliğinde büyük önemi olan dinamiklerden biridir.
İkincisi: rabıta nakşiliğin bir disiplinidir. nakşilik ise mistik felsefeye dayanan ruhani bir kurumdur.
nakşibendiler, hz. peygamber (sav)’den başlamak üzere sayıları otuzu geçen (azizler)’in sözde birbirlerine devretmesiyle bu tarikatın günümüze kadar geldiğine inanmakta ve bunları “sadat” (pirlerimiz, efendilerimiz) diye anmaktadırlar. onların meydana getirdiği bu hiyerarşik zincirde “silsie-i sadat” ismini vermektedir. ayrıca nakşiler arasında bu zincire “silsile-i tuz-zeheb” (yani altın gerdanlık) da denir.
³³