ege’ de, balıkesir’ e bağlı ayvalık’ ta bir köy altınova. yıllar evvel babam ve annem altınova sahil şeridi üzerinde yapılması planlanan ve henüz sadece kağıt üzerinde varolan bir site krokisinden ibaretken almaya karar vermişler oradan bir daire. İçlerine mi doğmuş, nereden akıllarına gelmiş ya da kim sokmuş akıllarına bilmiyorum. annemin resimleri var devasa papatyalar arasında, arkasında bir inek otluyor, ortada ne site var ne de başka bir şey. bir gün elbet biter diyor herhalde onlar da. pek de üzerine düşmüyorlar sanırım. etrafta başka inşaat yok.. kumsal, tarlalar, tarlalar ve hep tarlalar. eczane yok, bakkal yok. . bunlar için ayvalık’ a kadar gitmeleri gerek.. otobüsle bir saatten fazla sürüyor.
bahsettiğim site; altınova ssk yani sosyal sigortalar sitesi. sonradan çeşitli isimler takılsa ve değiştirilmeye çalışılsa da her daim herkesin ssk sitesi olarak hatırlayacağı yer yani. her aklıma geldiğinde, bana sanki yeryüzünün en harika yeriymiş gibi gelen yer.
sitenin inşaatı ağır aksak da olsa tamamlanıyor. kurra ile herkese evleri dağıtılıyor. 11. blok, 29 numara, kat dört annemlerin ki. gelip gitmeye başlıyorlar yazları. zaman ilerledikçe her sabah beraber denize gittikleri, oyun oynadıkları, akşam yemeklerini beraber yedikleri arkadaşları oluyor. sıcakcık muhabbetler dönüyor, samimi ve içten. annem şeftali götürüyor kumsala, arkadaşı füsun’ la, ayfer’ le bütün gün sahilde dedikodu yapıyorlar, denize giriyorlar. babam vücudunun herbir yerini yakmak için çeşitli şekillerde, belirli süreler güneşin altında keyif çatıyor ve koca bir kadın topluluğu arasında olup onları sinir etmeye bayılıyor. sonra gazinonun en serin köşesine kurulup okey oynuyorlar. akşama kadar zaman nasıl geçiyor anlamıyorlar. herkes akşam yemeği için evlerine dağılıyor. gazino bomboş kalıyor. sitenin her dairesi ışık doluyor. komşu eğer yan dairesi mangal yakmışsa, bir köşesine de kendi etlerini koyuyor. annem elinde rakı kadehleriyle arka balkonda, günbatımına karşı mangalı yelleyen babamın yanına kuruluyor. her akşam yakıyor o mangalı babam. ön balkonda ise; sofrada hazır. geniş ve derin bir kase içinde salata, patlıcanlı pilavı ve beyaz peynir. İlk kadehler bitene kadar mangal faslı da tamalanmış oluyor. İkisi beraber ön tarafa geçiyorlar. yan komşuya kadeh kaldırıyorlar. sanki aynı balkondaymışcasına bir muhabbet var aralarında. herkesin balkonunun baktığı yer aynı. sitenin ortasında ki bahçe. 13 blok bu bahçeyi tamamen çevreliyor. kimi bisiklete biniyor burada, kimi köpeğini gezdiriyor. kimi annelerse çocuklarının adını haykırıyorlar artık eve gelsin de şu yemeğini bir an evvel yesin diye. İkinci üçüncü kadeh derken çoktan meyva faslına geçiliyor. gündüzden yan komşu pazara gitmişse eğer kendisine sipariş edilen karpuz var masada. buz gibi...
gece oldu mu yine aynı tantana. çoğunlukla yine vazgeçilmez oyunlarının yani okeyin başındalar. bazı geceler değişiklik yapıp, ayvalık’ ta ki barlara da gidiyorlar. kalabalık grup o kadar eğleniyor ki; bunu o eskimiş resimlere bakığımda rahatlıkla hissedebiliyorum.
esasen bütün diğer önemlerinin dışında, burası öncelikle ailem için ve sonra benim için farklı bir önem taşıyor.
yazlardan bir yaz, evliliklerinde dokuzuncu yıla girmiş olmalarına rağmen halen bebeklerinin olmamasının üzüntüsüyle yine altınova’ dalar. eğer bu sefer de olmazsa, İstanbul’ a döndüklerinde evlat edinmek için gerekli işlemleri başlatacaklar. canlarına tak etmiş artık.. çocukları olsun istiyorlar...
bir sabah, derken ikinci sabah ve ertesi sabah da mide bulantılarıyla uyanan annem, geciken kanamasından da cesaret alarak babama durumu açıklıyor. cesaretle çünkü daha önceleri de bu duygulara kapılmış, yalancı gebelikler yaşamış. bir daha olsun istemiyor. dedim ya, o zamanlarda eczane yok, hiçbirşey yok hatta ortalıkta. arabada yok. babam temmuz sıcağında otobüslere biniyor, ayvalık’ a gidiyor koştur koştur. testi kaptığı gibi anneme getiriyor. yolda geçirdiği tüm zamanlar boyunca dokuz yıldır kurduğu tüm hayalleri bine katlıyor. bu sefer diyor! evet sanırım bu sefer baba olacağım...
ve evet sonuç pozitif çıkıyor. ta ne zamandır istedikleri “şey” e o sitede kavuşuyorlar. deliye dönüyorlar. babam ,evi annemin üzerine yapıyor.
bütün çocukluğum orada geçti diyebilirim. çünkü oranın dışında hiçbir yerde sokakta oyun oynamışlığım yoktur. gerçek çocukluk arkadaşlarımın hepsi oradandır. annemin sahilde dedikodu yaptıklarının, dertleştiklerinin, okeydeki eşlerinin ve belki de uyuz olduklarının tümünün ya çocukları ya yiğenleri benim arkadaşımdır. onların keyiflerini bozar duruduk. denizden kumsala durmadan “annneee! baaaak!” diye mütemadiyen bağıran, keyifle gazinoda kahve içerlerken dizi paramparça ve ağlayarak yanlarına varan, ortalıktan kaybolan, kedilerle haşır neşir olup oramızı buramızı çizdiren, bakkala çakkala borç yazdıran hep bizdik.. çocukluğumuzun tadını herşeyiyle çıkardık diyebilirim yani.
oranın en harika yanı; ³ herkesin ama herkesin birbirini tanıyor olması. orası “sen kimin torunusun bakayım? ” diye sorulan yerlerden. İşte bu yüzden orada çocukların gece eve girmek için belli bir saatleri yoktur. uykumuz gelirdi zaten illa ki. yorulana kadar azar, sonra kucaklarda eve taşınır, serin yataklarımıza yatırılırdık . ha, bir de öğlen uykusuna yatırılırdık . ondan geceler sorun olmazdı. annem ışıklı şapka almıştı bana cunda’ dan. rengarek yanıp sönüyordu. gazinodan parka şöyle bir bakınca, “heh, benim ki orada” deyip muhabbete devam ediyordu annem. bence dahiyane bir fikirdi. aklıma tek takılıan soru; o şapkayı takmaya nasıl ikna olduğum... ³
(
burton |
puan: 2
tarih: 03.05.2007 05:58:00 ~ 26.05.2007 17:31:00)